GİRİŞ
DÜNYA DENTOKAN
TÜRKİYE DENTOKAN
KURULUŞ

ROY  J.  HOBBS
A. ŞAFAK YÜKSEL
KURULLAR
İLKEMİZ
JU JUTSU
KOBU JUTSU
IAI JUTSU
SHORIN RYU
GOJU RYU
JKF GOJU KAI
ÜYE KULÜPLER
EĞİTMENLER
ÜYELİK
SOYAĞAÇLARI
KATA FOTO
KURS FOTO
ARŞİV FOTO
BASIN
SÖZLÜK
GENEL BİLGİLER
GÜNCEL BİLGİ
VİDEO
LİNKLER
İLETİŞİM
YÖNETMELİKLER
 

                                                                                                                          GENEL BİLGİLER
 

Bu sayfayı her zaman takip etmenizi öneririz.
 

KOBUDO ( KOBUJUTSU )

Honshin-ryu
Yamani-Ryu
Uhuchiku kobudo
Ryukyu kobudo
Matayoshi Kobudo
Motobu-ryu (Bugeikan)

         Okinawa’da  Kobudo birçok karate sitilinin içinde,  sitili ile beraber öğretilirdi. Tanıtımda da kısaca bahsedildiği gibi, beş sitilin taslağı, Kobudo'nun gelişimine tesir etti veya halen etmekte ve böylece burada Okinawa karatesinin daha geniş kapsamlı bir  görüntüsünü okurlara vermeye çalışacağım.

HONSHIN-RYU
MASAKAZU MIYAGI

Honshin-ryu Karate ve Kobudo Hozon Kai, kazanç amacı gütmeyen, topluma mal olmuş kültürel bir erdem gibi korunur.

Usta Miyagi Anlatıyor ; Yöresel geleneklere göre Tahta eleman Katalarının tarihi:

1609’da, Satsuma hanedanından bir süre sonra, Motobu yarım adasından  bilinmeyen bir nedenle, birçok Okinawa’lı çiftçilik yapmak için Çin’de bulunan, Fuchou’daki Shaolin Tapınağı’na kaçmaya karar verdiler. (Geri dönüşleri  yaklaşık on yıl sonra olmuştur).

Bu Okinawalılar, Shaolin Tapınağında sopa ve diğer silahları kullanmayı öğrendiler. Daha sonra, Motobu’ya döndüklerinde, Shaolin Tapınağında öğrendikleri kataları ve Kumi danslarını şehir festivalinde sergilediler. Miyagi, Okinawalıların sopa kullanmayı kendi istekleri dışında öğrendiklerin düşünüyordu ve kobudo nun bir  hazine gibi  gelişmesinde, Satsuma Lordlarını suçlayacak bir kanıtın olmadığını da biliyordu.

            Çin’e savaş sanatlarını öğrenmek için gidenlerin toplam sayısı kesin değildir. Bununla beraber, 19. yüzyılın son yarısında Motobu’dan dört kişinin bu amaç ile Fuchou’ya gittiği kaydedilmiştir. Bunlardan birisi Henachi köyünden  Matsuda’ dır.

            Masakazu Miyagi, Karate kariyerine  Koza’da Uechi-ryu çalışarak başladı .

Merkez dojo Futenma’daydı. Daha sonra farklı hocalardan Karate ve Kobudo öğrendi. Bunların arasında bir Matsubayashi-Ryu Karate öğrencisi olan  Sai ustası Shinyei Kyan da vardır. Daha sonra Miyagi, Toguchi’de, Shinkichi Kuniyoshi ’den karate, kobudo ve bazı kumi danslarını  öğrenmiş olan ve Toguchi’nin yöresel öğretmeni olan Heisaburo Nakamura’nın müridi oldu. Heisaburo Nakamura, Toguchi Lisesi’nin müdürüydü ve böylece birçok öğrenciye Karate kataları (bunlardan birisi Chisochin dir), Bo kataları ve kumi dansları öğretti. 1975 de, Nakamura’nın 81 yaşında ölümüyle, Miyagi onun varisi konumuna geldi.

Miyagi’nin, Shinkichi Kuniyoshi  uyguladığı ve ender olarak da düzenli Sanchin duruşunun  kullanıldığı  uzatılmış versiyonu  Kunishi Bo ve Kunishi Kumi Bo katalarıyla beraberinde öğrettiği silahlar  Bo, Sai, Tonfa ve Kama’dır.

            Yeni başlayan öğrenciler ve çocuklar öncelikle, Miyagi’nin kendisinin kapalı yumruk haline getirdiği karate katası Sanchin’le beraber Naifuanchi ve kendisinin dizayn ettiği Soshin ve Soshin (Dai  Ni) katalarını öğrenirlerdi.

Sopa  Kataları ;

Silahlar iki ana kategoride tanımlanabilir.

1. 1724’den sonra Shuri şehrine veya yakınına yerleştirilen çiftçiler veya Politik nedenlerle toplumdan dışlanarak Shuri’den , adanın dışına sınır dışı edilenler.

2. Deniz ötesinden takdim.Yurt dışında silah sistemlerini veya danslarını öğrenenler, veya Bir değişim ve bir amaç ile adayı ziyaret eden yabancılar.

             Tarihe göre (1879 dan önceki) bu silahların ülke insanları tarafından kişisel korunmaları amacıyla veya Satsuma’ya karşı organize edilmiş herhangi bir harekatta kullanıldığına dair ileri sürülebilecek  herhangi bir kanıt bulunamamıştır.

               Esas soru, Kobudo kataları ile silah dansları arasındaki fark, eğer varsa,  neyin oluşturduğuydu.

             Dikkatli bir gözlem şunu gösterecektir, dansların formları ve hareketleri, müzikal enstrümanlarla (büyük ziller, gonklar veya  davullar)  kombine bir şekilde yapılmasına rağmen, kesinlikle katalarla aynıdır.

             Bu hocaların büyük bir kısmının ticari spor salonu vardı ve eğitim müfredatları silah pratiklerini içermekteydi ve Kobudo’yu bir savaş sanatı iddiasıyla öğretmekteydiler. Fakat tekniklerin analizleri (Bunkai) silah dansı veya Kumi dansı eğitimi, bugünlerde görsel cazibe (veya görünüş) açısından hem dansların hem de kataların yapılmasının neticesinde mükemmel bir seyir imkanı vermesi açısından önemli olduğu kanaati vardı. Bu eğilim bu sanatların popülaritelerini arttırmıştır. onların tanıtımına, Yarımadanın kültürel mirasının önemli bir parçası olmuştur.

YAMANI-RYU ( 1898 – 1976 )
Yamani-ryu ( Yamane-ryu olarak ta anılır )
(Yamani Usumei veya Yamane Tanmei olarak da bilinir)

            Shuri’nin Tobaru kasabasında yaşayan Bo-Jutsu nun özel temellerini öğreten Masami Chinen tarafından biçimlendirilmiştir.

            Sitil Chinen’in ölümünden sonra kesildi, ancak onun  kataları bazı Bugeikan’lar      (Seitoku Higa  ve Shugoro Nakazato Shorin-Ryu’nun Bugeikan’ları gibi) tarafından korundu.

            Chinen sitili, olarak tanınan, 82 yaşında ölmüş olan, onur duyduğu Bo-Jutsu öğretmeni ve aynı zamanda  babası olan  Sanda Chinen’in ismini vermiştir.

            Sanda Chinen de Bo-Jutsu’yu kendi babası  Chinen PECHIN (Yamagusuku Andaya) ve Shichiyanaka Chinen’den öğrenmişti.

            Ryukyu Kobudo’dan Eisuke Akamine’ye göre, Chinen PECHIN, Kusanku’dan diğer Çin savaş sanatları kadar iyi Bo-Jutsu’da öğrenmiş olan Sakugawa SATUNUSHI’nin de öğrencisi olmuştu.

            Masami Chinen’in hayatı hakkında çok az şey bilinmesine rağmen, Shinpan Shiroma Shito-ryu dan Horoku Ishikawa onun hakkında şunları anlattı;

            Chinen bir polisti ve göreceli olarak,  İkinci Dünya Savaşı esnasında kendisiyle birlikte bir süre Tainan/Taiwan’da  bulunmuştu. (bu mülakatı,Chinen’in karısı daha sonra doğrulamıştır). Chinen oradayken yöredeki Çinli’lerden sai ve bununla beraber birçok ilginç silahı kullanmayı öğrenmişti fakat silahları Okinawa’ya geri götürmesine izin vermediler ve onları yöresel bir tapınağın sorumluluğuna bıraktı.

Yamani-ryu bojutsu kataları :

            Sakagawa no Kun,Soeishi no Kun, Sushi no Kun, Choun no Kun,Chinen Shichi Yanaka no Kun,Yonegawa no Kun,Shirotaro no Kun,Sushi no Kun,Tsuken Bo, Sunakaki no Kun, Sueyoshi No Kun ve Shimajiri Bo.

            Yazar Shinken Taira’nın kitabı Ryukyu Kobudo Taikan’dan edinilen bilgiye göre, Bu katalardan birincisinin, Chinen ailesinin Bo-Jutsu sisteminden, Sakugawa SATUNUSHI’nin yüzyıldan daha fazla bir süre önce tasarladığı, Sakugawa no Kun olduğunu anlamak mümkündür.

            Soeishi no Kun ve Choun no Kun kataları ise Soeishi tarafından 100 yıldan fazla bir süre önce Shuri’nin Ona kasabasında tasarlandı.

            Shichiyanaka Chinen, Soeishi’yi tarafından bir hizmetçi olarak kullanılmaktaydı ancak, savaş sanatlarına olan sevgisi ile Chinen, üstadının Bo-Jutsu pratiklerini izlerdi.

            Soeishi, bir gün onun bu sevgisini öğrendi ve heyecanından etkilenerek onu bir öğrenci olarak aldı. Daha sonra  Shichiyanaka Chinen’e (yaklaşık 100 yıl önce) Chinen Shichiyanaka no Kun katasını hazırladığı  söylenir.

            Shimajari Bo, Okinawa’nın güneyinden geldi ve  Masami Chinen’nin Yamani-ryu’su içinde öğretildi.

            Eskiden Okinawa üç bölgeye ayrılmıştı ve Shimajiri bu üçünden en güneyde olanıydı. Diğer iki bölge, Nakagami ve Kunigami idi. Bu üç bölgenin sınırları hemen, hemen önceki üç eyalet, Nanzan,Chuzan ve Hokuzan  ile çakışmaktaydı.

            Delillere dayanarak şunu düşünebiliriz ki Yamani – ryu’da temel çalışmalar ve katalar birlikte çalışılmıştır. Bugeikan, Masami Chinen’nin favori katası olan Sushi no Kun’u (Suji no Kun olarak ta bilinir) , ki kendisi bu katayı hemen, hemen öldüğü güne kadar her gün çalışarak , kendi bünyesinde muhafaza etmiştir.

            Bu sadece bir  Yamani- ryu katasıdır ve  açıkça, Çin orijinli olduğu farz edilip küçümsenen, Ti formlarının hareketlerini kapsar. Kata kısadır fakat, hoş ve yoğun bir şekilde uygulanan alışılmadık teknikler içermektedir.

            Seitoku Higa, düzenli sitillerin içinde, Sanda Chinen’inde gösterilerde özellikle sunduğu, Sushi no Kun katasının ( Ti benzeri hareketler hariç) uzatılmış versiyonunun öğretildiğine inanır. Anlaşılan o ki, Masami Chinen Okinawa temelli silah tekniklerini biliyordu ancak genellikle Çin sitilindeki kata temellerini öğretti. Gerçektende Seitoku Higa ve diğerleri bir defasında onu Ti sopa dansı esnasında görmüşlerdi, el hareketleri o kadar maharetliydi ki, seyirciler sopayı göremiyorlardı.

UHUCHIKU KOBUDO
SANDA KANAGUSUKU  ( 1841 – 1921 )

Uhuchiku Kobudo  modern bir sitildir ve kurucu olan Shinyu Isa tarafından Okinawa şehrinde öğretilir. Bununla beraber, sitilin kökleri  Shur’li eski bir centilmen olan Sanda Kanagusuku’ya (Saburo Kinjo, Kinjo Uhuchiku veya Kani Usumei olarak da bilinir) kadar gitmektedir.

SHOSEI KINA

Asla kahve ve çay içmeyen Shosei Kina 90 yaşında ve Sanda Kanagusuku’nun yaşayan tek talebesidir. Shimabukuro köyünde (şimdi Kitanakagusuku bölgesinin içinde), günümüzün Okinawa şehrinde dünyaya gelen Kina, dokuz  erkek ve kız kardeşten ikincisiydi. 24 yaşından itibaren, Kanagusuku’nun Shuri’deki  kolejinde Kobudo eğitimine başladı.Toplam beş yıl boyunca sonuncu müridi olarak kaldı. Diğer silahlar kadar iyi Sai kullanmasını öğrendi.

            Kina , Kanagusuku’nun Kobudo nun arkasındaki ruhani yönü vurguladığı  ifadelerini şöyle hatırlar: ‘Silahların gizli prensipleri’ onları kalp ve zeka (kokoro) içinde bulma pratikleridir veya “savaş sanatları ciddiyetinin ruhani yönü, önceden yapılan çalışmalardır.” Kanagusuku daima atak ve vuruş teknikleri öğretirdi ancak : “Gerçek bir öğretmen asla atak öğretmeye gerek duymaz “ ifadesiyle her zaman şu ikazı yapardı , “savaş sanatlarının kalbi zorbalık davranışının içinde değil savunma taktiklerin içinde durmaktadır ”.

            25 yaşından sonra Kina, ilköğretim okulu öğretmeni oldu ve 55 yaşından sonraki emekliliğinde Nakagusuku bölgesi (şimdi Kitanakagusuku ve Nakagusuku bölgelerini içermektedir) konsey üyesi olmuştur.

            İkinci Dünya Savaşından sonra Kina Kobudo dersleri verdi. Kina hastalıksız ve uzun yaşantısının nedenini, bir parça Kobudo ile beraber, sigara ve içki içmemek ve daima düzenli olarak yemek yemeye bağlar.

SHINYU ISA

Bir Budist rahip olan Shinyu Isa, savaş sanatlarındaki soy geçmişi Shosei Kina’dan Sanda Kanagusuku ya kadar uzanır ve üçüncü nesil Kobudo öğretmenidir. Isa, Karate eğitimine üç yaşında büyük babasının eğitimi altında başladı.  Daha sonraları, Motobu-ryu nun Seikichi Uehara’sı kadar iyi olan, ve şimdi vefat etmiş olan  hocası Saburo Tokashiki ‘nin Kina üzerinde etkisi olmuştur.

            Kyoto/Japonya’daki Shingon tarikatının Somotosan Denpo Manastırından mezun olduktan sonra, bir akrabasıyla beraber çalışacağı  Okinawadaki Ginowan Şehrindeki Futenma Kannondo (kwannon ) tapınağına papaz olmuştur. Kendisinin küçük ağaçtan yapılmış dojosunda kendisine özgü Shorin-Ryu Karate ve Kobudo eğitimi vermiştir. Shudokan’da öğretilen silahlar arasında Sai, Kai, Manji no Sai, Tunfa, Nunchaku, Kama, Rokushaku Kama, Tecchu( ağaçtan yapılmış) ve Rokushaku Bo bulunmaktadır

RYUKYU KOBUDO
MODEN YABİKU  (1882 – 1945)

Ryukyu Kobudo Hozon Shinkokai (Ryukyu Kobudo Tanıtım ve Koruma Topluluğu) nun başkanlığı günümüzde, biraz sonra vereceğimiz bilgilerin büyük kısmını sağladığımız, Okinawa’da Naha yakınlarındaki küçük dojosunda karate ve Kobudo eğitimi veren Eisuke Akamine tarafından yapılmaktadır.

        Başlangıçta Ryukyu Kobu-Jutsu  Araştırma Derneği olarak bilinen topluluk, yaklaşık olarak 1911 yılında Japon ana karasında Kobudo eğitimi veren Moden Yabiku tarafından kurulmuştu.

        Yabiku karateyi Anko Itosu’dan, Tawata PECHIN (Tawata nu Meigantu) ve Sai uzmanı olan Sanda Kanagusuku dan Kobudo kadar iyi Yamani - Ryu  Bo-jutsu’yu Sanda Chinen’den öğrenmiştir. Yabiku’nun organizasyonu, İkinci Dünya Savaşı esnasında ölümüyle dağılmıştır.

SHINKEN TAIRA (1897- 1970)

Savaştan sonra, Moden Yabiku’nun müritlerinden birisi, 1940 dan beri Okinawa’da karate ve kobudo eğitimi veren  Shinken Taira, Ryukyu Kobudo Hozon Shinkokai’yi kurdu. Shinken Taira, küçük bir ada olan Kume’de doğdu, daha gençken, Gichin Funakoshi (1922 den) ve Kenwa Mabuni’den eğitim almak üzere Japon ana karasına gitti. Kobudo’yu Yabiku Moden’den öğreniyordu. Taira, ölüm döşeğindeyken halefi olarak müridi Eisuke Akamine yi gösterdi.

EISUKE AKAMINE

Eisuke Akamine 24 yaşından itibaren Sanda Chinen’nin öğrencileri Seiichiro Higa ve Kisuke Higa’dan Yamani-Ryu Bojutsu dersi almaya başladı. Akamine 1959 yılında Shinken Taira’nın öğrencisi oldu ve 1965 yılında hocasının lisansını aldı. 1971  yılından daha sonra Miyazaki, Shinzuoka, Kumamoto ve Birleşik devletlerde şubelerini açacağı ilk dojosunu, Shinbukan’nı kurdu.

Akamine nin eğitimini verdiği silahlar:

Rokushaku Bo, Sai, Manji no Sai, Tunfa, Kama, Nunchaku, Sanbon Nunchaku, Kai, Suruchin, Tekko, Tinbei ve Ticchu.

Bo Kataları: 

Sushi no Kun Dai, Sushi no Kun Sho, Sakugawa no Kun Sho, Yonegawa no Kun, Shirotaro no Kun, Choun no Kun, Chinen Shichiyanaka no Kun, Sueyoshi no Kun ,

Soeishi no Kun, Tsuken Sunakaki no Kun ,Urasoe no Bo , Chatan Yara no Kun , Sesoku no Kun.

Sai Kataları:

Tsuken Shitahaku no Sai, Chatan Yara no Sai, Tawata no Sai, Hamahija no Sai , Yaka no Sai , Hantagawa Koragwa no Sai, Jigen no Sai ve Kojo no Sai dir.

Ayrıca kendisine ait  Katalar:

Hamahija no Tunfa, Chatan Yara no Tunfa, Taira no Nunchaku, Tsuken Sunakaki no Kai ve Nichokama no Kama katalarınıda öğretmekteydi.

            Akamine’ye göre; Satsuma klanının silah yasağı fermanı üzerine ,Shuri’deki üst sınıfa çiftçilerin araçlarını silah gibi kullanarak  kendilerini koruyabilecekleri ve daha sonra  Kobujutsu haline gelecek olan, Ryukyu köylü sınıfının her hangi bir savaş sanatı formu egzersizi yapmasına müsaade edilmesi mümkün değildi. Fakat yinede bu yasak yeni bir düşünce geliştirmelerine neden oldu.

            Akamine, birçok Kobudo kata isimlerinin, onları hem ayrıntılarıyla geliştiren hem de kendilerinin ihtisas alanı yapan , iyi tanınmış Shuri hocalarından alındığına da inanmaktadır. Diğer katalar da adalarda ve köylerdeki gösteri amaçlı farklı festivallerden sonra ünlendi.

            Bo katası, Urasoe no Bo ve Sai katası, Hantagawa Koragwa no Sai, Koragwa Saijutsu nun kurucusu Koragwa Tsuken hocadan gelmektedir.

            Shuri’de doğan daha sonra öncü bir çiftçi olabilmek için Chatan’a göçen Yara Chatan, ismini Bo, Sai ve Tonfa katalarına verdi.

            Kata Jigen no Sai nin, Yara Chatan’nın çalıştığı, Jigen-Ryu diye bilinen bir Japon sistemiyle bağlantılı olduğu fikri ileri sürülmektedir.

            Nunchaku kataları Ryukyu Kobudo içinde kullanılır. Shiken Taira tarafından düzenlenen ve onun ismi verilen Taira no Nunchaku.(Taira’nın Nunchaku su.)

MATAYOSHI KOBUDO
SHINKO  MATAYOSHI (1888-1947)

Okinawa’da çoğunlukla Matayoshi Kobudo olarak bilinen bu kobudo sisteminin resmi adı  Shadan Hojin : Zen Okinawa Kobudo Renmei (Bütün Okinawa Kobudo Federasyonu : Birleşmiş vücut). Bu sistem orijininde, Çin’de toplam 13 yıl geçirmiş olan ve orada Çin silahları, boks ve hekimlik eğitimi almış olan Shinko Matoyoshi ile beraber oluştu. Matayoshi, Naha yakınında ki  Kakinohana köyünde bir shizoku ailesinin içinde doğdu ve Chatan’daki Shinbaru köyünde büyüdü. 

            Matayoshi, Chatan’da ,Matsutaro Ire’nin yaşça büyüğü olan  Moshigwa Ire’den öğrendiği Nunchaku-jutsu ve Tunkua-jutsu kadar iyi, Gushikawa no Tiragwa’dan (Higa TANMEI)  Bo-jutsu, Sai-jutsu, Kama-jutsu ve Ieku-jutsu öğrendi. 1911  yılında, Meiji devrinin  sonunda, Matayoshi, kuzey Japonya’nın içinden Hokkaido’ya seyahat etti ve Sakalin adası yolu ile Mançurya’ya geçti. Burada Dağ haydutlarının çetesine katıldı, ata binmeyi, kement atmayı, Shuriken-jutsu’yu ve ok atmayı öğrendi.

            Matayoshi Japonya’ya geri döndüğünde, Gichin Funakoshi ile 1915 yılında Tokyo’da yaptıkları bir gösteride kendisine Tonkua-jutsu’yu yapma şansını verdi. 1921 yılında, Kama nu Ti Mateshi ve Chikara Mateshi takma isimlerini almış olan Matayoshi Prens Hirohito’nun Okinawa’yı ziyaretinden önce, karate hocası Chojun Miyagi ile yaptığı bir gösteri esnasında “Ryukyuan Kobudo” yu uyguladı.

            Matayoshi’nin bir sonraki seyahati, Suruchin-jutsu, Nuntei-jutsu, Tinbei-jutsu, otlarla yapılan tıp bilimi (ilaçlar), Akupunktur ve Kanbun Uechi’nin Pangai-noon’nun kardeş sitili olarak sayılan, öyle ki içlerindeki aynı Sesan katanın tek farkı sadece birinci Çin karakteridir, bir Shaolin Tapınak boksu formu  Kingai – noon ‘nu öğrendiği Shanghai’ye oldu. 1934 yılında Okinawa’ya kesin dönüşünden önce Fucho’da Shaolin’nin  başka bir şeklini öğrendi. 1947 yılında henüz 59 yaşındayken öldü.

Oldukça kısa hayatında iyi bir savaş sanatçısı olarak hatırlandı.

SHİNPO MATAYOSHI

Matayoshi’nin Çine ikinci seyahatinden önce,(şimdi Okinawa’daki Matayoshi Kobudo Merkez Dojo sunun baş üstadı ve Federasyon Başkanı) Shinpo ismini verdiği bir oğlu oldu.Shinpo Matayoshi 8 yaşından 11  yaşına kadar Chotoku Kyan’dan karate dersleri aldı. 1934 yılında babasının eğitimi altında Kobudo derslerine başladı. 1935’den itibaren Naha’da Gokenki’den  Beyaz Turna sitilini öğrendi. 1945 yılından itibaren Kanagawa’daki Kawasaki’de Kobudo öğrendi. 1960 yılında Okinawa’ya geri döndüğünde, Seiko Higa’nın Goju-ryu dojosunda Kobudo eğitmeni oldu. 1969 yılında, adı Gerçek Aydınlık anlamına gelen babası Shinko’nun şerefine Kodokan (Aydınlığın Yolu) adını verdiği kendi dojosunu kurdu. 1972 yılında organize ederek şimdiki organizasyon şekline getirdiği Ryukyu Kobudo Renmei’ yi 1970 yılında kurdu ve  başkanı oldu.

            Bu gün Matayoshi’nin, Miyagi şehrinde, Fukuoka şehrinde,Yamanashi şehrinde, Yamaguchi şehrinde, Kanagawa şehrinde, Fukushima şehrinde, Tokyo’da, Osaka’da, Kagoshoma şehrinde, Miyazaki şehrinde, Aiichi şehrinde ve Saitama şehrinde ki kadar iyi Fransa’da, Almanya’da, İspanya’da ve Meksika’da şubeleri vardır.

Kendi dojosunda şu silahları öğretmektedir: Bo (Sanshaku, Yonshaku, Rokushaku ve Hasshaku), Sai, Tonkua, Suruchin, Nuntei, Nunchaku Kun, Sanchaku Kun, Kai, Tecchu, Tinbei, Kama, Kuwa ve Tekko.

            Kendisinin Bo kataları da şunlardır : Sushi no Kun, Shishi (Sueyoshi) no Kun , Chikin (Tsuken) no Kun ve Choun no Kun.

Kendisinin Kai katası Tsuken Akachu no Kai katasını da öğretmektedir.

            Matayoshi karate veya Çin boksu öğretmez, buna rağmen bazı Kata pratiklerini halen daha yapmaktadır. Naha’da yaptığı bir gösteride Beyaz Turnayı uygulamıştır.

            Matayoshi, Kobudo’nun topluma çok faydalı olduğu düşüncesiyle 1971 den 1973 yılına kadar bölgesel kurumlara ait yerlerde, Amerika’da ve Avrupa’da gösteriler yaptı. O, kobudo nun  sadece bir dövüş biçimi olmadığına, aynı zamanda da huzurun, barışın bir silahı olduğuna inanır.

MOTOBU-RYU
BUGEIKAN

Bu bölümde “ti sitilleri” şeklinde isimlendirilmiş iki sitile değinildi.  Ti, oldukça uzun, ciddi ve ayrıntılı bir tanımlamaya ihtiyaç duysa da, temel bir tanıtım bu çalışma için yeterli olacaktır.

MOTOBU-RYU

CHOYU MOTOBU  (ölüm 1926)

Motobu-ryu nun temeli Motobu UDUN ailesinin gizli ti sistemine dayanır .

Bu sistem, aile içinde en büyük çocuklara aktarılarak on bir nesil boyunca, Choyu Motobu’ya kadar gelmiştir. 

            Choyu Motobu, Ryukyuan krallarından sonuncusu olan, 1841 ile 1901 yılları arasında yaşamış olan ve 1848 ile 1879 yılları arasında  hüküm sürmüş olan genç Sho Tai nin ti öğretmeniydi. Birkaç yıl sonra da krallık kaldırıldı. Motobu 1924 yılında Naha’da bir dojo kurdu ve Tode nin ve diğer dövüş sanatlarının geliştirilmesi amacıyla Naha’da kurulmuş olan Okinawa  Tode Araştırma Kulübü’nün başkanı oldu. Bu kulübün diğer üyeleri arasında belirtmeye değer isimler şunlardır: Chojun Miyagi, Kenwa Mabuni, Kentsu Yabu, Chotoku Kyan, Chojo Oshiro ve Chokki Motobu.

            Choyu Motobu ikinci oğlu Chomo’nun Motobu geleneğini takip edip ailenin Ti sisteminin varisi olacağını umuyordu (büyük oğlu, erken ölmüştü). Fakat Chomo bununla ilgilenmedi ve Wakayama şehrindeki  çalışmalara gitmedi.  Bununla beraber, o zaman 20 yaşında olan bir genç, Okinawa Tode Araştırma Kulübünde Choyu Motobu’nun bir öğrencisi olan ve kendisiyle yedi yıl boyunca idman yapan Seikichi Uehara, Naha’daki dojo da isteksizce çalışan Chomo’nun yerine Motobu’nun halefi olarak soy ağacına girdi. Hemen, hemen üç yıl sonra Choyu Motobu’nun 1926 yılında ölümünden sonra Okinawa Tode Araştırma Kulübü  kapandı ve  Motobu Ti, bu amaç için kendini adamış olan Uehara tarafından canlı tutuldu.

SEIKICHI UEHARA

            1947  yılında Seikichi Uehara sitile hocasını hatırlatmak için Motobu-Ryu adını verdi ve popülaritesini arttırmak için bir çok gösteriler yaptı. 1964 yılında sitil tanınır hale gelmişti ve  Uehara, Kumamoto Şehrindeki  Okinawa Festivalinde bir gösteri yaptı. Sonunda 1969 yılında, Uehara, Bütün Okinawa Karate ve Kobudo Birleşik Birliği’nin bir kolu olarak Motobu-Ryu Kobujutsu Birliğini kurdu.

            Motobu-Ryu halen oldukça bilinmeyen bir sitildir ve çok sık yanlış anlaşılarak “aikido'' nun bir versiyonu “olarak tanımlanmıştır. Gerçekte ise tek bir gösteriyle anlaşılamayacak bir derinliğe sahipti. Uehara’nın üst seviyedeki müritlerinden biri olan ve Ti hakkında araştırma yapıp yazı yazan Takan Miyagi, Motobu-Ryu nun gizli prensiplerini şöyle izah etti; vücudunu gevşet ve düşmanı yumuşaklıkla fırlat. Fırlat demekle gerçekte düşmanı etkisiz hale getirmeyi, yumuşaklıkla demekle de aslında düşmanın sertliğini ve gücünü kullanmayı ifade etmek istemiştir. Böylece düşmanı kesin bozguna uğratmayı amaçlamıştır. Saldırgan için bu bir boşluğa hücum etmeye veya su dolu sandığı boş bir yüzme havuzuna daldırmaya benzer.Söylene bilir ki Ti, çok beğenilen üç Çin boksu sitilinin en iyi noktalarının birleşimidir. Onların mantığının dışa vurumu olan, Hsing-I’nin direkt atağını, Tai-Chi’nin yumuşaklığını ve Pa Kua’nın her zaman değişen dairesel müdafaasını almıştır.

            Ti’nin nihai amacı kendini müdafaadır.  Uehara Ti nin amacı hakkında şöyle der; kötü bir durumu fizikselleşmeden geri döndürüp etkisiz hale getirmek, eğer gerçekleşmişse düşmana, onun kendi yetersizliğinin farkına varmasını, bunu  sağlayacak yolu göstermek ve iyi bir kişi haline getirmektir; ayrıca sağlıklı bir masaja da olanak sağlar. Bütün bunların yanında Ti bir savaş sanatıdır ve saniyenin bir parçasında ölümcül bir silah haline gelebilir. Başka bir deyişle “ hücumda müdafaa, müdafaada  hücum vardır''.

SİTİL

Böylece söylenebilir ki, Ti, sadeliğinin içindeki karmaşıklığıyla, kolay öğrenile bilinir değildir. Bu nedenle, Motobu-Ryu , Moto-Te Sanchin diye bilinen Sanchin katanın yumuşak bir versiyonunun temel prensiplerini öğrenmekle başlamayı savunur.Öğrenciler bu pratikler sayesinde, kötü alışkanlıklarını kaybederler, karatelerini geliştirirler ve uzuvlarını nasıl gereceklerinin ve onların maksimumlarına nasıl ulaşabileceklerini öğrenirler; Moto-Te Sanchin kanın ve kendine özgü enerjinin sirkülasyonuna da yardım eder.

            Daha sonra temel ayak hareketlerinde uzmanlık gerekir. Karate temellerinden farklı olarak, ayağın yükünün dengeli dağıtılması ile topuklar yere basmaz. Böylece ayak hareketleri yumuşak, esnek ve bir baletin ayak hareketlerine oldukça benzeyen bir hale gelir. Temel yumruk vuruşları ve ayak parmaklarının ucuyla vurulan tekmeler, egzersiz yaparak ayak hareketleriyle birleştirilir. Yumruklaşırken, yumruklar vücudun önünde tutulur (bir yumruk diğer kolun dirseğinin yanında) ve bir ahenk içinde birden bire ileri doğru hareket ettirilir. Tekmeler ise, genellikle ileri doğru hareketle birlikte kullanılır.

            Genel inanışın aksine Ti esasen bir açık el sistemidir ve ileri tekniklerde ender olarak kapalı el kullanılır.

KATA VE DANS

Karate de olduğu gibi (Karate kataları Uehara’nın dojosunda Motobu-Ryu nun bir parçası gibi öğretilir) vücudun her hangi bir kısmına karşı vuruş olarak kullanıla bilinir. Fakat Ti de bu vuruşlar geçerli sonuç teşkil etmezler ve karşı tarafa hafif bir boyun eğdirme, dürtme olarak kabul görürler. Örnek olarak, dirsek, göğüs göğse boğuşmalarda, meme başı veya göğüs kenarı gibi önemli  noktalara vuruş yada dokunuşta kullanılır. Boğuşmalarda yada fırlatma hareketlerinde bileğin önemli noktalarında basınç meydana getirmek için, işaret parmağının içi kullanılır. Benzer teknikler tedavi amacıylada kullanılır. Boğuşmaya başlamadan önce geçici görme kaybına sebep vermek için parmak uçları göze hafif vuruş için kullanılır. Veya fırlatış yaparken boyunun kenarlarındaki hayati noktalara baskı yapmak için kullanıla bilinir.

            Boğuşma ve fırlatma iç içedir ve Motobu-Ryu nun müfredatının büyük bir bölümünü oluştururlar. Usta olunduğunda, Seikichi Uehara, birinden diğerine akan asla bitmeyen teknik serileriyle rakibini zararsız hale getirebilecek alışmışlığı görmek isterdi.

            Bu teknikler genellikle Odori-Te (dans eden el) olarak bilinirdi.

Tekniklerden bazıları; Kaeshi-Te (geri dönen el), Tori-Te (alan veya serbest bırakan el), Nage-Te (fırlatan el), Tori-Te Kaeshi (alan veya serbest bırakan tersine çeviren el) dir.

            Bu teknikler birleştiklerinde, sanatın doruk noktası olan ve içinde Motobu ailesinin sırrını barındıran, Anji Kata no Mekata (Lortların Kata Dansı) diye bilinen bir çeşit orijinal kata ortaya çıkar. Ne yazık ki Uehara bu katayı öğretmez, ancak kata  yok olmaz.  Bunların arasında Takao Miyagi, benzer birçok dans katasının, kadın elbiseleri içinde erkekler tarafından yapılan “Onna Odori” (hanımların dansı) gibi korunmuş olduğuna inanır, ki bu dans, yavaş vurgulaması, dengeli duruşlarıyla müzik eşliğinde kendinden geçer gibi yapılan  temel bir Okinawa klasik sanat formudur. Gerçekten de Ti ile Onna Odori arasındaki benzerlikler kayda değerdir. Bunlardan birkaçı :

1. Duruşlar ve hareketler aynıdır
2. Yolun görünüşü aynıdır
3. Danstaki  el hareketleri kesinlikle Ti tekniklerinin benzerleridir.
4. Öğretimde kullanılan söyleniş aynıdır.( örneğin, “su onlardan kaçacakmış gibi kollarını sar” veya “ kafanın tepesinde zarif      bir iplik olduğunu hisset"
5. Dans, Ti gibi , bir sıra hareketin içinde pay edilmiş isimler taşır;

    Tsuki-Te (vuran  el) Harai-Te (savuşturan el), Ago-Ate (çene vuruşu) ,
               Kamae (hazır pozisyonu), Choun-Te (beyaz bulut el ), Tsuki mi-Te (ay elini seyretmek) ve daha önce belirttiğimiz                  Nage-Te (fırlatan el) v.s.

            Gerçektende savaş sanatları ve dans karşılaştırıldığında, ikisi de Okinawa kültürü içinde müşterektir.  Sokon Matsumura şöyle yazmıştır, iç bahçe sitillerin  eğitmenleri, hanımların dans görüntüsünü taşımaktadır; bir zamanlar Shinpan Shiroma şöyle söylemiştir; bir bayan dansları uygulayıcısına, Goju-ryu’nun zor bir tekniği olan Mawashi Uke öğrettiğimde, sadece üç tekrarda onu başardı.

            Shoshin Nagamine,” Okinawa Karate-do nun Özü “ adlı kitapta, Ankichi Arakaki’nin şöyle söylediğini yazmıştır : Hem karate hem de Ryukyuan dansı kendi dinamizmlerinin içindeki hareketlerin görüntülerinde benzerlikler taşırlar.

            Matsumura Ortodoks Shorin-Ryu’dan Seiki Arakaki der ki, dans iyi bir düşünce çünkü insanın yumuşaklığınızı arttırır, fakat Arakaki kendisinin dansı denemek için bile çok sert olduğunu düşünmekteydi.

            Choyu Motobu’ya geri gelelim, bir bitki bilimcisi olan Shinju Tawata, daha bir çocukken Choyu Motobu’nun bir gösterisini izlediğini hatırlar, Motobu sanki  dans eder gibi  bütünüyle  gevşekti, ancak herhangi  birisi kendisini yakaladığı anda, dansının akışında her hangi bir kesinti olmaksızın onları fırlatıverirdi. Karşılaştırıldığında, Uehara Motobu’nun tekniklerinin kaba  olduğunu düşünürdü.

      Böylece, Takao Miyagi Ti ile klasik dansın orijinalinde bir ve aynı gibi göründüğünü iddia etmektedir. Bu nedenle Motobu-ryu müfredatının bir parçasında dansı bulundurur. Gerçektende Miyagi’nin durmaksızın yaptığı araştırma sunucunda fark ettiği nokta, Motobu-ryu Odori-Te ve klasik dans hareketlerini üç ayrı hareket içinde tayin edilebileceğidir.

Yükselen –Ogami-Te  (dua eden el)
            Ters çeviren –Coneri-Te  (büken el)
            Alçaltan – Oshi-Te  (ittiren el)

Bu üç el formu Omoro Soshi içinde ifade edilir (sık sık Okinawa Kutsal kitabına gönderme yapılır) ve Okinawa'lı rahiplerin dua seremonileri esnasında kullandıkları meditasyonel dans formlarına benzetile bilinir. 

SİLAHLAR

Ti, aynı zamanda hem kesici hem de kesici olmayan silahları kapsayan bir  silah sistemi olsa da, bunlardan hiç birisi organize bir şekilde Satsuma’ya karşı  gösterilen direnmede kullanılmamış gibi gözükmektedir,  1609 yılındaki gerçek saldırı hariç. Devamında Satsuma silah fermanı geldi ve organize olmuş bir Ryukyuan ordusu kalmadı ve Ti askeri bir disiplinden çok soyluların kendilerini korumak için kullandıkları sade bir hale geldi. Ti de, hemen hemen bütün objeler bir silah gibi kullanıla bilinir, çünkü boş el teknikleri ve hareketleri  silah pratiklerine bütünüyle uygundur, bu bir Ti uzmanı için  zor bir şey değildir. İleri Ti teknikleri silahlı bir saldırgana karşı silahsız karşı koyma pratiklerini de içermektedir.

            Motobu-Ryu, Ti’nin geleneksel kesici silah, Katana ( kılıç ), Naginata ( baltalı sopa), Yari ( mızrak ) ve Tanto (kısa kılıç)  pratiklerini içermektedir ve Japon’larıyla aynı isim ve şekilde olmalarına rağmen, Seikichi Uehara’ya göre, benzersiz Okinawa tarzı içinde uygulanmıştır. Motobu-Ryu da öğretilen diğer silahlar ise şunlardır :  Nichokama,  Rokushaku Bo, Jo, Goshaku Jo, Nijotanbo, Uchibo, Santo, Toifua, Eku ve Sai’dir.

            Choyu Motobu, Ti nin sırlarını, kendisinin Ti sisteminin er geç  Motobu ailesine döneceğini ümit ederek, Seikichi Uehara’ya öğretmişti. Çok ilginçtir ki Choyu Motobu’nun rüyası gerçek oldu. Bunu gerçekleştiren Chokki Motobu’nun en büyük erkek çocuğu olan Chomei idi.Bir polis memuru olan Chomei Motobu, bir  kırıcı Judo uzmanı ve Osaka / Kaizuka Şehrindeki dojosunda Karate öğretmektedir. 1978 yılının Ağustos ayında Uehara’nın dojosuna gitti ve  er geç Motobu UDUN-Ti nin varisi olacağını umarak özel eğitim aldı.

BUGEIKAN
SEİTOKU HİGA

Bugeikan,  Okinawa Karate dünyasında sözü geçen,etkili birisi olan ve Bütün Okinawa Karate ve Kobudo Birleşik Birliğinin kurucu üyesi ve on yıl boyunca da başkanı olan Seitoku Higa tarafından kurulmuştur. Kendisi Kobudonun gelişimine ve toplum içindeki daha az bilinen karate sitillerine çok yardımcı olmuştur.

            Seitoku Higa ilk Karate eğitimine beş yaşında, Kokan Oyadomari’den Tomari-Te eğitimi almış olan ve mızrak el tekniğiyle geniş toprak çömlek kırışıyla hatırlanan, kendisi bu tekniği uzatılmış haldeki parmaklarını sürekli kum dolu bir kaba sokarak geliştirmiştir, babası Miinshiin Higa’nın gözetimi altında başladı.

            Seitoku Higa, on iki yaşından sonra , kendisinin hayat boyu öğretmeni olacak olan ve az tanınmış bir Ti üstadı olan Takemura’nın öğrencisi olan Soko Kishimoto’ dan Ti dersleri almaya başladı. 

            1940 yılında Higa, ana adada, Kawasaki’de, daha sonra kendisini Shihan mertebesine yükseltecek olan Kanken Toyama ile birlikte bir gösteri yaptı. Higa 1943 yılında Soko Kishimoto’dan öğretmen lisansını aldı. 1944 yılında zorunlu olarak Japon ordusuna alındı ve 1946 yılına kadar kalacağı Sumatra’ya gönderildi ve Sabang’ın kıyıdan uzak adasında karate öğretti.

            1947 yılında Japonya'ya geri döndüğünde Bütün Japon Karate Birliği tarafından kendisine 7. dan derecesi verildi ve 1948 yılında Kumamoto şehrindeki Kikuchi’de Karate dojosunu açtı. Aynı yıl içinde Japon Karate-Do Popülerleştirme Birliği’nin Başkanı oldu.1950 yılında Okinawa’ya dönen Higa, Shuri ‘deki Akahira köyünde, kendine ait özel adıyla Ti ve Karate öğretmeye başladı , 1951 yılında, Shuri’deki Gibo’da, Bugeikan’ın şimdiki yerinde bir dojo açtı.

Higa, 1952 ile 1958 yılları arasında, iyi tanınan Okinawa'lı hocaları ziyaret ederek Okinawa Savaş Sanatlarını öğrenmeye gayret etmeyi ve onları mümkün olduğunca muhafaza  etmeyi kendine görev  edindi.

            Higa 1956 yılında Masami Chinen’den, Yamani-ryu Bo-jutsu dersleri almaya başladı. Masami Higa’ya dört yıl sonra Bojutsu’da Shihan derecesi vermiştir,

            1961 yılında Higa, popülaritenin artmasına yardımcı olması amacıyla, Ryukyuan  hükümetinin yardımıyla Okinawa Kobudo Birliği ni kurdu. Aynı yıl içinde kendisinden Motobu-Ryu ve daha önce bahsettiğimiz silahları (Uehara’nın kullandığı) öğrendiği Seikichi Uehara’nın öğrencisi oldu.

            1968 yılında, Higa’nın dojosu, tarafsız bir isim olan Bugeikan’ı benimsedi (Savaş Sanatları Okulu/Evi) böylece her hangi bir sitilin bir parçası veya üyesi olmayan bir duruma geldi ve Ti’nin, çeşitli Karate kataları, Kobudo kataları, hem Ti hem Aikido, aynı çatı altında birçok farklı sistem öğretildi.

Seitoku Higa’ya göre, 1967 yılında Okinawa Kobudo Birliği, bir şemsiye organizasyonu gibi yeniden şekillendirilerek Bütün Okinawa Karate ve Kobudo Birleşik Birliği şeklinde yenilendi ve bir çok Karate ve Kobudo sitilinin merkezi haline geldi.

(Diğerlerinin arasında, ilk Shihan derecesi 1964 yılında, Chubu Shorin-Ryu’dan Zenryo Shimabukuro ve Matsumura Ortodoks Shorin-ryu’dan Hohan Soken’e verilmiştir)

            Seitoku Higa tarafında üstat derecesi verilmiş olan diğer hocalar, Ryuei-Ryu’dan Kenko Nakaima, Matayoshi Kobudo’dan Shinpo Matayoshi ve Tozan-Ryu’dan Shinsuke Kaneshima’dır.

SOKO KISHIMOTO ( 1862 – 1945 )

            Keihan Ono kitabı Kempu Shukuya, Dai Ichi Bu’ da Seiken Shukumine’nin hatıralarında Soko Kishimoto’nun hayatı hakkında detaylı bir tanımlama yapmıştır. Seiken Shukumine Tokyo’da Taido Kyokai’nin başıdır, 15 yaşındayken  Soko Kishimoto’nun öğrencisi olmuştu ve böylece de Seitoku Higa’nın da küçük müridi  olmuştu.

            Soko Kishimoto Motobu Yarımadasında ki Yabu’da 1862 yılında doğdu ve yakındaki Awa köyünde büyüdü. O ufak ve ince yapılı, aşırı derecede çevik ve gençken  kendisinden maymuna benzeyen insan diye bahsedilirdi. Bacakları ve ayaklarıyla her türlü numarayı yapabildiğini söylerdi. Bunlardan birisi de ayak baş parmağı ve ikinci parmağıyla bir ağacın dalına tutunarak tepe takla aşağıya sallanmasıydı.

            Kishimoto sitilini, Shuri-Te nin eski bir formu olarak tanımlar ve gerçek hocasının (Takemura) ismini saklamak için de hocasız olduğu söylentisini yaymıştır.

            Higa’nın anlatımı şöyleydi: Soko Kishimoto gerçekte, iyi tanınan bir savaş sanatları ailesinden geliyordu; takma adı Nago no Agarie idi ve Uezu ANJI’ nin onursal ismini taşımaktaydı. Kishimoto’nun ölümü, Okinawa Muharebesi esnasında bir  kurşunla olmuştur.   

TAKEMURA

            Kishimoto, kendisinden bile daha efsanevi  bir hocaya sahipti:

Takemura ismindeki (yada BUSHI Tachimura)   bu hoca 1879 yılından önceleri vergi tahsildarlığı yapmaktaydı. Güvenilir ve kurallara çok bağlı birsiydi ve asla kimseden zorla para almayan, haraca kesmeyen birisi olarak hatırlanmasına rağmen, bir köylü olması nedeniyle hiç popüler birisi değildi.

            Shuri’den,  çiftçilik yapmak için adanın kuzeyine göç etti. Burada Kishimoto’ya Ti öğretti ve nihayetinde 85 yaşımda öldü.

KARATE KATA ÇALIŞMASI

Bugeikan’da öğretilen karate kataları şunlardır :

Naihanchi, Pinan Shodan, Pinan Nidan, Pinan Sandan, Pinan Yondan, Pinan Godan, Sesan, Sochin, Jitti, Niseshi, Chinto, Passai Dai, Passai Sho, Passai Chu, Jion, Ananku, Kusanku (eski tip), Kusanku  (Takemura tip), Gojushiho, Moto-Te Sanchin, Matsu Sanchin, Jichin, Suchin, Rufua, Nidanbu Dai, Nidanbu Sho, Sanpabu Ichı ve Sanpabu Ni. 

            Seitoku Higa bu katalardan Takemura tarafından aktarılmış olan dördünü de, Naihanchi ve Kusanku (Takemura tip) katalarını, hem Nidanbu hem de Sanpabu katalarını Soko Kishimoto’dan öğrenmiştir. Nidanbu ve Sanpabu kataları görünüş ve vurgu bakımından normal karate kataları gibi gözükmesine rağmen, gerçekte Ti tekniklerini ve ayak hareketlerini içermektedir.

            Pinan kataları Kanzo Nakandari den gelmektedir ve Pinan katalarını bir çok Shorin sitilinden ayırt eden şey, blok ve vuruş tekniklerini iki den ziyade tek bir hareketle yapılmasıdır. Higa’nın Çin temelli eski bir Naha-Te katası olarak tanımladığı Sesan, hem Naha’dan, Arakaki no TANMEI’den, hem de Japon ana karasından , Chito-Ryu dan Kyochoku Chitose‘den gelmektedir.

            Higa, Shorin-Ryu’dan (Kobayashi) Chomo Hanshiro’dan Chinto ve Chozo Nakama’dan Gojushiho katalarını öğrendi.

            Bugeikanda Karate kataları, yeni başlayanları ve çocukları temel olarak göz önüne alır ve uygulayıcılar yeteneklerini geliştirdiklerinde bu pratikleri  sürdürmeye devam etmeyebilirler. Katalar, öğrenciye bağlı olarak yumuşak yada çok canlı hareketlerle yapılabilir.

KOBUJUTSU KATA PRATİKLERİ

Kobujutsu kata formları silah temellidir. 

Bunların isimleri: Bo kataları, Suji no Kun, Sunakaki no Kun Dai, Sunakaki no Kun Sho, Sakugawa no Kun, Ufugushiku no Bo, Tsuken Bo,ve Tsuken Dai Kun.

Diğer katalar: Tonfua no Kata, Sai Dai, Sai Sho, Nunchaku Dai ve Nunchaku Sho. Öğretilen diğer silahlar:  Katana, Naginata, Yari, Kama, Jo, Nijo Tanbo, Tanto, Kai ve Suruchin.

      Kobujutsu teknikleri gerçektende Ti silah tekniklerinden oldukça farklıdır ve öğrencilere, onların kullanımları, hem tarihsel hem de kültürel değerleri açısından öğretilir. Higa, Kobujutsu katalarının Çin formu temelli olduğunu ve sadece 200 yıllık bir geçmişe sahip olduğunu ama Ti silah çalışmalarının Okinawa temelli olduğunu ve 1000 yıldan fazla bir geçmişi olduğunu söyler. Bıçak ağızlı silahların kuşanılması Satsuma hanedanı tarafından yasaklanmış olsa da, lordlar, kral  ve prensler gerçekte bunların muhafaza edilmesine ve kendilerinin evlerinde çalışmalarının yapılmasına  müsaade ettiler.

Okinawa’da, Bugeikan’da küçük bir öğrenci grubuna katılabilmek mümkündür. Başlangıçta eğitimi kavramak kolay gibi görünmesine rağmen, sadece birkaç aylık zor çalışmanın sonunda  Ti'nin  ne  kadar  derin ve  karmaşık  olduğunun farkına varılır. Ti gerçekten de diğer savaş sanatlarını çalışan herkese yepyeni bir pencere açmasını sağlıya bilir. Ne yazık ki Ti gizliliğinden dolayı örtülü kalmaktadır ve diğer özgür sistemler gibi Okinawa dışında öğretilmemektedir.

JU-JUTSU

           Japonya'da feodal zamanlarda, Samurai sınıflarının eğitildiği ve kendi özel savaşlarına uygun hale getirildiği çeşitli askeri sanatlar ve eğitimler vardı. Jujutsu sanatı bunların arasındadır. Jujutsu kelimesi, yumuşaklık veya uyum sağlamak sureti ile mücadeleyi kazanma sanatı olarak tercüme edilebilir. Jujutsu'nun ana prensibi kuvvete karşı kuvvet uygulamak değil, aksine kuvvete uyum sağlamak ile mücadeleyi kazanmaktır.Feodal sistemin ortadan kalkışından buyana bu sanat bazı zamanlarda kullanılmaz oldu. Fakat günümüzde Japonya'da, bazı önemli değişikliklerine rağmen bir savaş sistemi olarak çok popüler oldu ve ayrıca fiziksel eğitim metodu olarak değeri başkent'te birkaç Ju-Jutsu okulunun kurulması ile anlaşıldı.

            Ju-Jutsu feodal zamanlardan buyana Yawara, Tai-jutsu, Kogusoku, Kempo, Hakuda gibi çeşitli isimlerle tanındı. Jujutsu ve Yawara isimleri en çok bilinen ve kullanılan isimlerdir. Sanatın tarihini izlerken, benzer araştırmalarda alışık olmayan zorluklarla karşılaşılır, bunlar sanata ait bir çok literatürlerdeki güvenilmezlik.ve konu hakkındaki basılı kitapların az sayıda olması ve çeşitli okullara ait elyazmaları sayısız miktarda iken bunların pek çoğu çelişkili ve yetersiz olmasıdır. Yeni okulların kurucuları sık sık tarihi kendi amaçlarına uydurmuş gibi görünmektedirler. Bu nedenle, Jujutsu'nun doğuşu ve yükselişinin tutarlı ve açık bir hikayesi için gerekli materyalleri bulmak çok zordur. Fakat açıkça yazmak gerekirse tüm uzak doğu sporları veya sanatları için bu gerçek böyledir. Çünkü ilk zamanlarda, tarihe ve sanata ait bilgi, çeşitli okulların öğretmenlerinin egemenliğindeydi ve bunlar bilgileri öğrencilerine bir sır olarak aktarırlardı. Bunu bu bilgilere kutsal bir görünüm vermek için yaparlardı. Bu davranışlar ve Japonya'daki feodal sistemin bir sonucu olarak da, bir bölgenin diğerinden yalıtılması çeşitli okulların öğretmen ve öğrencilerinin arasındaki tanışıklığı çok engelledi. Bu nedenle Ju-Jutsu'nun ve diğer uzak doğu sanatlarının tarihine ait  tamamen farklı ve çoğunluklada çelişkili hikayeler aktarıldığına inanılmaktadır. Şu unutulmamalıdır ki, Jujutsu'ya öğrencilerin ilgisi, ülkedeki gelişimi ve yükselişinden ziyade, daha çok sanatın uygulanmasındaki başarıya odaklanmıştır.

            Jujutsu'nun kökenine dönersek, bilindiği gibi çeşitli hikayeler verilir. Feodal zamanlar içinde uygulanmış farklı savaş sanatlarının saygın ustalarına ait kısa biyografilerin bir koleksiyonu olan Bugei Sho-den içinde, Kogusoku ve ken hikayeleri verilir. Kempo ile aynı olan bu iki sanat birbirlerinden farklıdır. Birincisi tutma ve yakalama sanatı olarak ve diğeri ise yumuşaklık ile zafer kazanma sanatı olarak tanımlanabili,. Kogusoku sanatı bir Sakushiu yerlisi olan Takenouchi'ye atfedilir. Söylenilir ki Tenbun'un birinci yılında, (1532) bir büyücü hiç beklenmedik bir şekilde Takenouchi'nin evine gelir ve ona bir adamı tutmanın beş yolunu öğretir. Ondan sonra yürür gider ve nereye gittiğini söylemez.

            Ken sanatının doğuşu ise şu şekilde anlatılır: Chingempin isimli bir adam Min hanedanının çöküşünden sonra ülkesini terk eder ve Çin'den Japonya'ya gelir ve Azabu'da Yedo'da (daha sonra Tokyo) Kokushoji isimli bir Budist tapınağında yaşar. Orada aynı tapınakta üç asi samurai (Ronin) da yaşamaktadır, Bunlar Fukuno, Isogai ve Miur'dır. Bir gün Chingempin onlara Çin'de bir adam tutma sanatı olduğunu, bu sanatın uygulanışını kendisinin gördüğünü fakat prensiplerini öğrenemediğini anlatır. Bunu duyduktan sonra üç adam araştırmalar yapar ve daha sonraları çok usta olurlar. Jujutsu ile aynı olan Ju'nun kaynağı bütün ülkeye yayılan bu üç adamdan izlenilir. Aynı hikayede sanatın prensipleri belirtilir. Bu prensipler şöyledir:

*Rakibe karşı koyulmayacak aksine zafer yumuşaklıkla kazanılacak
*Tekrarlanan zafer hedeflenmeyecek
*Zihin (boş) sakin ve huzurlu tutularak ağız dalaşına girilmeyecek.
*Çevredeki şeylerden rahatsız olunmayacak
*Her ne acil durum olursa olsun telaşlanılmayacak aksine sakin olunacak
 Ve tüm bunlar için, solunum kurallarına önem verilecek.

              Farklı Japon savaş sanatı okullarının kurucularının biyografilerinin bir kitabı olan Bujutsu ryu Soroku'da kesinlikle aynı hikaye Kogusoku'nun doğuşu ile ilgili olarak verilir ve Jujutsunun benzer bir hikayesi. Ayrıca  Miura'nın yaklaşık olarak 1560 yıllarında yaşamış olduğu belirtilir.

             Kito okulu öğretmenlerinin öğrencilerine verdiği bir sertifika olan Chinomaki'de biz bu sanatın kısa bir tarihini ve  onun temel prensiplerini bu okulun öğrettiği şekliyle bulmaktayız, Yazım tarihi Kuanbun'un 11.yılı (1671). Buna göre bir zamanlar silahsız olarak savaş sanatı öğrenen Fukuno adında bir adam vardı ve sanatta o kadar üstün oldu ki kendinden çok daha güçlü insanları yendi. Bu sanat önceleri çok fazla yayılmadı, fakat onun Miura ve Terada isimli iki ayrı okulların kurucuları olan iki öğrencisi özellikle meşhur oldular. Miura tarafından öğretilen sanata wa denildi (Yawara). Terada tarafından öğretilen sanata Ju denildi (Jujutsu).

            Yukarıdaki belgede, Fukuno'nun yaşadığı zaman periyodundan bahsedilmiyor, fakat diğer bir el yazmasında görülüyor ki Kuanbun'un 11. yılından (1671) önce olmak zorundadır.

           Owari meisho dzue, Chingempin'e ait bir hikaye veriyor. Buna göre Chingempin Çin'de Korinken'in bir yerlisi idi ve Min hanedanının bitişinde oluşan sorunlardan kurtulmak için Japonya'ya kaçmıştı. Prens Owari tarafından içtenlikle kabul edildi ve Nagoya'da Kenchuji'de bulunan mezar taşında belirtildiğine göre 85 yaşında 1671 yılında orada öldü. Aynı kitap içerisinde Kenpohisho'dan alıntı yapılan bir pasaj anlatır ki, Chingempin Azabu'da Kokushooji'de yaşadığı zaman, üç asi samurai Fukuno, Isogai ve Miura aynı zamanda orada yaşıyordu ve Chingempin onlara Çin'de bir adam tutma sanatı olduğunun kendisinin tarafından görüldüğünü söyledi. Neticede bu üç adam bunu duyduktan sonra bu sanatı araştırdılar ve sonuç olarak Kitoryu olarak isimlendirilen bu sanatın okulu kuruldu.

             Bu konu hakkında otorite olarak kabul edilen Sen tetsu so dan isimli bir kitapta Chingempin Çin kronolojisine göre muhtemelen Banreki'nin 15. yılında (1587) doğduğu, Nagoya'da Manji'nin ikinci yılında (1659) Gensei adında bir rahip ile yakından tanıştığı belirtilir. Ikisi Gen gen sho Washu adında bazı şiirler yayınladılar.

              Kiyu sho ran isimli diğer bir kitapta Chingempin'in Japonya'ya Manji'nin ikinci yılında (1659) geldiği nakledilir.

             Yine genel olarak anlaşılıyor ki, Min hanedanının yıkılışı üzerine, ünlü bir Çinli bilgin Shunsui Manji'nin ikinci yılında (1659) Japonya'ya gelmişti. Bu çeşitli hikayelerden açıkça görünüyor ki, Chingempin Japonya'da Manji'nin ikinci yılından sonra bir süre yaşadı. Bu durumda Miura'nın Eiroku zamanında yaşadığını belirten Bujutsu rusoroku'nun ifadesine kuşkuyla bakılmak zorundadır. Şimdiye kadar verilen hikayelerden açıkça belli ki Chingempin daha sonraki bir zamanda yaşadı ve Miura'nın çağdaşı idi.

Jujutsu'nun ortaya çıkışına ait çeşitli sanat okullarına ait diğer hikayelere de bakmak zorundayız.

            Yoshinryu isimli okul tarafından verilen hikaye şöyledir:  Bu okul Hizen de Nagazakili bir doktor Miura Yoshin tarafından başlatıldı. O Tokugawa shogunlarının ilk zamanlarında büyüdü. Zihin ve bedenin beraber kullanılmamasının birçok hastalığın sebebi olduğuna inanarak, Jujutsu'nun bazı metotlarını keşfetti. Tıp ile ilgilenen iki öğrencisi ile birlikte bir rakibi tutmanın 21 yolunu ortaya çıkardı. Daha sonra 51 tane daha buldu. Ölümünden sonra öğrencileri bu sanatı öğreten iki ayrı okul kurdular. Bunlardan bir tanesi okula öğretmeninin ismini vererek Yoshinryu dedi, diğeri ise okuluna yine öğretmeninin ismini vererek Miura-ryu dedi.

             Diğer hikaye, Tenjin Shinyoryu taiiroku isimli elyazmasındandır. Orada Tenjin Shinyoryu'nun kurucusu Iso Mataemon ile öğrencisi olan Terasaki arasında bir diyalog geçer ve Jujutsu'nun doğuşu şu şekilde nakledilir: Bir zamanlar Nagazaki'de Akiyama adında bir doktor yaşıyordu. Bu doktor tıp öğrenimi için Çin'e gitmişti. Orada Hakuda adı verilen ve tekme ve vuruşlardan oluşan bir sanat öğrendi. Burada not düşebiliriz ki bu sanat temel olarak tutuş ve atış olan Jujutsu'dan farklı idi. Akiyama bu Hakuda'nın üç metodunu ve bir adamı ölümden döndürmenin 28 yolunu öğrendi. Japonya'ya döndüğü zaman, bu sanatı öğretmeye başladı fakat az sayıda metot bildiği için öğrencileri sıkıldı ve onu terk ettiler. Akiyama bu olay üzerine çok üzüldü ve Tsukushi'deki Tenjin tapınağına gitti ve orada 100 gün ibadet etti. Burada 303 sanatın farklı yöntemini keşfetti. Buna götüren şey ise aynı derecede gariptir. Bir gün, bir kar fırtınası esnasında, dalları kar ile kaplı bir söğüt ağacını gözlemledi. Dik olarak duran ve fırtınanın önünde kırılan çam ağacının aksine, söğüt ağacı dallarındaki karın ağırlığı altında bel veriyor, eğiliyor fakat kırılmıyordu. Jujutsu'nun mutlaka bu şekilde uygulanması gerektiğini düşündü. Böylece okuluna Yoshinryu ismini verdi. Söğüt ağacının ruhu okulu.

            Taiiroku'da Jujutsu'yu Chingempin'in Japonlara tanıttığı yadsınır aksine Akiyama'nın Çin'den gelen bu sanatın bazı özelliklerini tanıttığını doğrular iken, bu sanatın orijinin Çin olduğunu düşünmek "bizim ülkemiz için bir utançtır" diyerek ilavede bulunur.  Bizde bu görüşe katılıyoruz. Bize öyle geliyor ki aşağıdaki sebeplerden bu sanatın çıkış ve gelişim yeri Japonya'dır:

            Her ülkede az veya çok seviyede silahsız bir savunma sanatı vardır ve Japonya'da feodal devlet mutlaka Jujutsu'yu geliştirmiş olmalıydı. Çin'in Kempo'su ile Japonya'nın Jujutsu'su yöntem olarak birbirinden farklıdır. Chingempin'in yaşadığı zamandan öncede, benzer bir sanatın varlığından söz edilir. Sanatın çıkışı hakkında verilen hikayeler tatmin edici değildir. Çok zaman önceden gelen Japon güreşi bazı yönlerden Jujutsu'ya benzer. Çin sanatı ve medeniyeti Japonya'da çok takdir edildiği için, sanata bir prestij vermek için, Jujutsu Çin'den gelmiş gibi gösterilmiş olabilir.

           Kılıç, mızrak kullanmak vs. gibi askeri sanatların farklı branşlarının öğretmenleri eski zamanlarda, bu sanatı bazı yerlerde uygulamış gibi görünüyorlar. Bu durumu desteklemek için, biz Japonya'da uygulandığı şekliyle Jujutsu'nun Çin'de bilinmediğini öncelikle belirtiyoruz, Çin'de bu sanattan bahsedilmeden önce Kempo sanatı vardı ve Kikoshinsho isimli bir kitapta bulunan hikayesinden, bunun bir vuruş ve tekme metodu olduğu görünüyor. Fakat artık açıkça ortaya çıktığı gibi Jujutsu çok daha fazlasını kapsamaktadır. Bunun yanı sıra, Jujutsu'da iki kişinin birlikte çalışması bir zorunluluk iken, talimat kitaplarına göre Çin'de bir öğrencinin bir sanatı kendi kendine öğrenmesi beklenilir.

          Chingempin'in Kempo'yu Japonya'ya tanıtmış olduğunu kabul etmemize rağmen, Jujutsu'yu Kempo'nun gelişmiş hali olarak görmemiz çok zordur. Ayrıca, eğer Chingempin bu sanatta ustalaşmış olsaydı, mutlaka Nagoya kalesinde yakınlaştığı rahip Gensei ile Geugenshowashiu ortak adı altında yayınladıkları şiirler kitabında bundan bahsederdi. Fakat bu sanata ait herhangi bir bahis geçmemektedir. Chingempin' den ayrı olarak Japonlar Bubishi, Kikoshinsho vs. gibi kitaplardan Çin'de uygulandığı şekliyle Kempo hakkında bir şeyler öğrenebilirlerdi. 

            Bu durumda biz, Chingempin veya bazı Çin kitaplarının onun gelişimine bir etki yaptığını kabul etmemize rağmen, Jujutsu'nun bir Japon sanatı olduğuna ve bugünkü mükemmeliyetine Çin'den gelen herhangi bir yardım olmadan ulaştığına inanıyoruz.

            Böylece Jujutsu'nun ortaya çıkışını ve Jujutsu'nun genel olarak ne olduğunu tartışmış olarak, şimdi farklı okullara  ve sanata ait değişik isimler arasında var olan farklara bakacağız. Jujutsu okullarını tek tek saymak mümkün değildir. Yüzlerce sayabiliriz çünkü bu sanatta ün kazanmış hemen hemen tüm öğretmenler kendi okullarını kurmuşlardır. Biz burada en önemlilerinden bazılarına, öğretilen prensipler bakımından ve öğrenci sayılarının çokluğu yönünden bakmakla yetineceğiz.  

Kitoryu veya Kito Okulu: Bu okulun Terada Kanemon tarafından kurulduğu söylenilir. Yaşadığı zaman herhangi bir resmi kitap veya elyazmasında verilmiyor fakat biz onun Fukuno'dan çok uzun bir süre sonra yaşadığını söyleyemeyiz. Çünkü,  hem Kito okulunun Chinomaki'sinde hem de bujutsu riusoroku'da onun bu sanatı Fukuno'nun öğrencisi olan başka bir Terada'dan öğrendiği belirtilir. Bu okulun meşhur kişileri arasında Yoshimura, Hotta, Takino, Gamo, Imabori ve son zamanlarda Takenaka, Noda, Likubo, Yoshida ve Motoyama sayılabilir. Bu son iki kişi şuan muhtemelen hayattadır.

Kushinryu: Inugami Nagakatsu tarafından kuruldu. Torunu Inugami Nagayasu (Inugami Gunbei olarak daha iyi bilinir) bu sanatta öyle büyük bir ün kazandı ve onu öyle geliştirdi ki daha sonraları kendisi Kushinryu'nun kurucusu olarak anılmaya başlandı. Kitoryu ve Kushinryu'nun prensipleri arasında büyük benzerlik vardır. Bu benzerlik öyle yakındır ki biz ikincisinin birincisinden çıkarıldığını düşünüyoruz. Aynı zamanda söylenir ki  Kioho'nun ikinci yılında (1717) Inugami, Takino'nun hocalığında Kitoryu öğrenmiştir. Bu şüphesiz ki aralarındaki benzerliğin sebeplerinden biri olmalıdır. Bu okulun meşhurları arasında Ishino Tsukamato ve Eguchi sayılabilir.

Sekiguchiryu: Sekiguchi Jushin bu okulun kurucusu idi. Bu sanatta hepsi de meşhur olmuş üç oğlu vardı. Shibukawa Bangoro bu sanatı Sekiguchi Hachirozaemon isimli birinci oğlundan öğrendi ve bir diğer büyük Jujutsu okulunu kurdu. Bu okula daha sonra Shibukawaryu denildi. Bu günkü Sekiguchi Jushin kurucunun 9. nesil torunudur. Shibukawaryu'nun kurucusunun 9. nesil torunu Shibukawa Bangoro şimdi sanatını Tokyo'da Hongo'da Motomachi'de öğretiyor.

Yoshinryu: Yukarıda belirtildiği gibi bu okulun kuruluşuna ait iki farklı hikaye vardır. Fakat el yazmaları ve bu iki okulun metotları incelenerek, bunlardan birinde kurucu olarak Miura Yoshin'e diğerinde ise Akiyama Shirobei'ye ulaşılıyor. Hikayelerdeki yakın benzerlikler bizi bu her ikisinin de ortak bir orijini olduğu inancına götürüyor. Miura Yoshin'in Yoshinryu'sunun temsilcisi şimdi Totsuka Eibi'dir ve şuan Tokyo yakınlarında Chiba'da ders vermektedir. Babası Totsuka Hikosuke idi ve beş sene önce öldü. Bu adam son yıllarda bu sanatın en meşhur ustalarından biri idi. Onun babası Hikoyemon'da yaşadığı yıllarda çok meşhur idi. O sanatını bu konuyu derin bir şekilde araştırmış ve daha sonraları Yoshinryu'nun kurucusu diye anılan Egami Kauanriu'dan öğrendi. Bu kişinin 1795 de öldüğü söylenilir. Bu okulun diğer bir ünlü ustası Hitotsuyanagi Oribe'dir. Bu kişinin öğrendiği Yoshinryu sanatının Akiyama'dan geldiği söylenilir.

Tenjin Shinyoryu: Bu okul 26 yıl önce ölen Iso Mataemon tarafından kuruldu. O öncelikle Hitotsuyanagi Oriye'den Yoshinryu ve sonra Homma Joyemon'dan shin no shinto ryu (diğer bir jujutsu okulu) öğrendi. Daha sonra sanatını diğer ustalarla denemek için ülkenin diğer yerlerine gitti. Nihayetinde kendisi bir okul kurdu ve adını Tenjin Shinyoryu koydu. Okulu Tokyo'da Otamagaike de idi. Adı bütün ülkeye yayıldı ve zamanının en büyük ustası kabul edildi. Oğlunun adı Iso Mataichiro idi. Farklı savaş sanatları öğretmek için Tokugawa Shogun'larından birisi tarafından kurulan bir okulda Jujutsu öğretmeni oldu. Mataemon'un ünlü öğrencileri arasında, Nishimura, Okada, Yamamoto, Matsunaga ve Ichikawa sayılabilir.
 

Kısaca bazı önemli Ju-Jutsu sistemlerinin isimleri;

Yagyu-ryu-Ju-Jutsu / Çıplak el sanatlarından
Kumi-uchi-Ju-Jutsu / Zırh kavrama sanatlarından
Uchi-ne-Ju-Jutsu / Çıplak el ve el ile ok fırlatma sanatlarından
Aioi-ryu-Jutsu / Çıplak el sanatlarından
Hozoin-ryu / Jutsu / Çıplak el sanatlarından
Genkotsu / Çıplak el hayati nokta sanatlarından
Daito-ryu-Jutsu / Çıplak el sanatlarından
Ryoi-Shinto-Ryu Ju-Jutsu / Çıplak el sanatlarından
Goshin-Budo Jujutsu / Çıplak el sanatlarından
Hakkoryu Jujutsu / Çıplak el sanatlarından
Kokodo Jujutsu / Çıplak el sanatlarından
Dentokan Jujutsu / Çıplak el sanatlarından
Takedaryu Jujutsu / Çıplak el sanatlarından

            Bu listeyi daha da uzatabiliriz. Silahlı ve silahsız geçerli olan toplam kırk dört yöntemin olduğu bilinmektedir. Ben verdiğim bu listenin var olan bütün Ju-jutsu tekniklerini içerdiğini düşünüyorum.

            Biz Ju-Jutsu, Yawara, Tai-Jutsu, Kempo, Hakuda, Kogusoku gibi farklı isimlerden bahsettik. Bunlar bazen diğerinden farklı olmakla birlikte, genellikle sanatın içindedirler. Şimdilik, bu isimlerin detaylı açıklamalarına girmeyerek, bu isimlerin kısa ve özlü bir şekilde sırasıyla ne olduklarını açıklayacağız.

           Jujutsu silahsız ve bazen de küçük silahlar ile yapılan bir savaş sanatıdır. Sıklıkla samuraylar tarafından ve nadiren Tokugawa zamanındaki sıradan halk tarafından uygulanırdı.

        Zafer kazanmanın çeşitli yolları vardır; rakibi hareket ettirmeyecek şekilde kolları, bacakları, parmakları rakibin acıya dayanamayacağı şekilde bükmek veya kıvırmak vs.

         Çeşitli okullar vardır ve bazı okullar tüm bu metotları ve bazıları içlerinden birkaç tanesini uygularlar. Bunun yanı sıra, bazı okullarda atemi ve Kuatsu denen özel egzersizler öğretilir. Atemi, rakibi öldürmek veya yaralamak için vücudun bazı bölümlerine vurmak yada tekmelemek sanatıdır. Ölmek üzere olan birini yaşama döndürmek anlamına gelen Kuatsu, şiddete maruz kalıp açıkça ölmek üzere olan birini hayata döndürmek sanatıdır.

          Uygulamada, atışın en önemli prensibi, ağırlık merkezini etkilemek ve daha sonra rakibi ayakta duramayacak şekilde itmek veya çekmek, kuvvet kullanmaktan ziyade teknik kullanmak suretiyle rakibin dengesini kaybetmesi ve tüm ağırlığıyla yere düşmesini sağlamaktır. Bunu başarmak için, ayakların, bacakların, kolların, ellerin, kalçaların farklı hareketlerine göre bir seri kural öğretilir. Yere yatırmak veya itmek için vücudun herhangi bir bölümü kullanılabilir. Kıvırmak ve bükmek için genellikle eller, kollar, parmaklar ve bazen de bacaklar kullanılır.

          Kuatsu sanatı bir sırdır. Genel olarak sadece sanatta ilerlemiş öğrenciler bunun bilgilerini alabilir. Kuatsu'nun öğretildiği okullarda öğretmenlerin bu öğretim karşılığında ücret almaları geleneksel ve alışıldık bir şey olmuştur. Fakat öğrencilerden öğrendikleri bu sanatı hiç kimseye, hatta anne-babalarına, kardeşlerine dahi söylemeyeceklerine dair bir yemin alındıktan sonra bu sanat öğretilir.  

          Kuatsu metotları sayısızdır ve farklı okullarda çok değişiklik gösterir. En basiti, boğazı sıkılarak havasızlıktan boğulan birini hayata döndürmektir. Bunu yapmak için çeşitli metotlar vardır. Diğer Kuatsu çeşitleri örneğin, oldukça yüksek bir yerden düşenleri, boğazı sıkılanları, suda boğulanları, şiddetli darbe almış olanları vs. hayata döndürmektir. Bunlar için daha karmaşık metotlar uygulanır.

16. yy. Japonya’sından Komto Okuda’nın özel bir hikayesi

Komso-Okuda’nın Japonya’da yaşayan en büyük Jujutsu ustası olduğu söylenirdi. Sanatın bir çok öğrencisi yeteneklerini onun üzerinde denedi. Fakat hiçbiri başarılı olamadı. Çoğunun daha elleri ustaya uzanmadan çok önce yenildi.  Bu hikayenin geçtiği sıralar Komto normal yapılı elli yaşlarında bir adamdı. Ağır başlı ve sürekli tıraşlı saçla gezen biriydi. En iyi ayırt edilen özelliği gizemli bir duygu bırakan gözleriydi. Onların  düşüncelerinizi okumak için zihninize yönelmiş gibi bir hali vardı. Gözlerine yakın bir bakış sırtınızda bir ürperti bırakırdı. Daha derinde ise onun anlayışının ılıklığını hissederdiniz.

Bir gün, güneş dağların arkasında yavaşça kaybolup akşamın serinliği Komto’nun yaşadığı manastırın üzerine yayılırken, genç bir çocuk dış kapıda belirdi. İsmi Soto Mamoto’ydu ve çok uzaklardan gelmişti. “Bu Usta Komto-Okuda’nın yaşadığı manastır mı?” diye sorduğu sırada bir Zen rahibi kapıdaki feneri aydınlatmaktaydı. İşini kesmeksizin, rahip ona kapının içerisinde kalan küçük bir kapıyı gösterdi. Genç hızla eğilip selam vererek kapıya doğru yöneldi. Tam varlığından haberdar etmek için hazırlanırken küçük kapı sessizce hızlı bir şekilde açılarak içeride duran bir adamın görüntüsünü açığa çıkardı. Genç adam ani bir korkuyla ne söyleyeceğini bilmez halde öylece kaldı. Sonra diz üstüne düşerek “Lütfen usta, bana kendiniz gibi bir Ju-jutsu ustası olmayı öğretmelisiniz” diye konuştu.

Kapıdaki adam, gence sonsuz gibi gelen bir süre için sessiz kaldı ve kapı açıldığı hızla tekrar kapandı. Genç adam buna inanamadı. Ustayı bulmak pahasına her şeye boş verdikten sonra, usta kapıyı yüzüne kapatmıştı. Bu olmayacaktı, hiç kimse, usta veya değil kapıyı onun yüzüne kapatamayacaktı, en azından çok uzaklardan sormak için geldiği sorunun cevabını almadan. İki ayağının üzerine fırladığı gibi kapıyı çaldı. Yüksek bir sesle konuşarak: “Kapıyı böylesine kaba bir şekilde kapayan sen, oradasın. Buraya gelmenizi ve benimle konuşmanızı talep ediyorum. Sormak istediğim tek bir soru var ve ya bu gece cevaplayacaksınız ya da benim ismim Soto Mamoto değil.” dedi.

Kapı kendi sihirli gücüyle açılırmışçasına yumuşak bir şekilde açıldı. Ve orada hiç bir yerin dışında Komto-Okuda duruyordu. Soto ustanın gözleri içine baktığı an dizlerinin hafifçe büküldüğünü hissetti ve O bunun selamlama amaçlı olmadığını biliyordu. Soto’nun kendisine bakan gözlerine derin bir şekilde bakarak yüz ifadesini bozmadan ve sesini yükseltmeden  Komto konuştu: “Sorunun cevap vermeye değer olduğunu umut ediyorum.”

Soto’nun zihnindeki bulanıklık geçince, kendisini kapalı kapının önündeki zeminde buldu. Orada yatık bir durumda kafasını soldan sağa yavaşça çevirirken arkadan bir darbe aldığına emin oldu. Fakat o, şaşkınlıkla,  yalnız başınaydı. Yalnızca mum alevinin titreyişi sakinliği bozuyordu. Buna inanamıyordu, bir dakika önce ayaktaydı ve bir sonraki saniye yerde. Soto şimdi öncekinden daha çok bu ustanın öğrencisi olma isteği duyuyordu.

Gecenin nemi Soto’nun kimonosu üzerine çiğ düşürürken aniden kapıyı açıp onunla yüzleşmeyi düşündü. Ayağa kalkmaya çalıştı, fakat kafası öylesine yaralanmıştı ki düşüncesini kaybetti.

Basamakların önünde yavaşça dizlerinin üzerine kalkarak beklemeye başladı: Ustanın eninde sonunda kapıdan geçeceğini sanıyordu ve kendi kendine “Çıktığında kendimi nasıl alçak gönüllü yaptığımı görecek ve böylece beni öğrencisi olarak kabul edecek” dedi.

Dakikalar saatlere dönüştü, saatler soğuk dağ gecesini getirdi. Gözleri kapanmaya başladı ve derin bir uykuya daldı. Tekrar açtığında sırtında sabah güneşinin sıcaklığını hissetti. Kapıya hızlıca dönüp baktığında hala kapalı olduğunu gördü ve “Güzel!” dedi, “Henüz yerinden ayrılmamış ve ayrıldığında beni bekliyor bulacak” diye düşündü. Sabah öğlene dönüştü ve dizleri ağrımaya başladı. Sırtı sanki bir öküz tarafından çiğnenmiş gibi hissediyor ve boğazı yanıyordu. “Usta hala neden çıkmadı?” diye düşündü, daha fazla durabileceğinden emin değildi.

Aniden sırtında tanımlayamadığı bir acı hissetti. Bir sopanın tekrar tekrar üzerine inip kırıldığını hissetti. Atakları savurmak için ayaklarının üzerine dikilmeye çalıştığında bacaklarının uyumlu çalışmadığını fark etti ve yüzükoyun yere düştü. Daha sonra darbeler sırtından kıçına yöneldi. Vücudunda kalan bütün enerjiyi kollarına vererek kendini çılgın adamdan kurtarana dek merdivenlerin dışına sürükledi. Basamaklardan saldırganına bakınca Komto-Okudo’nun uzun bir bambu dalı tuttuğunu gördü ve cennettenmişçesine bir kahkaha duydu. Komto’nun sesi kahkahayla karışık yükseldi; “Bana bir soru sormak isteyen adam nerede? Evimin altında gördüğüm genç olabilir mi? Daha geçen gece talepte bulundu ve şimdi bir köpek gibi davranıp evimin altında saklanıyor.” Kelimeler yankılanırken, Komto merdivenleri çıktı ve kapı arkasından kapandı. Basamakların dibinde diz çökmüş vaziyette kalan Soto kendini düşünmekten alıkoyamadı: “Bu adam kesinlikle gözü dönmüş bir deli. Yaşayan en büyük Ju-jutsu ustası olarak bilinmesi umurunda değil. Böyle bir adamla ilgilenen kişinin aklından zoru olmalı.” Tam bu anda üstündeki kapının sessizce açıldığını duydu ve başından aşağı bir kova su boşaldı. “İşte, usulsüz talepte bulunan kişi, sen beyin diye çağırdığın şeyinle bir şeyler yaparken  ben dışını temizlemeye çalışayım.”

Bu yeterliydi. Soto basamakların ucuna geldi ve “Usta” diye bağırdı, “eğer beni öğrencin olarak kabul etmeyecekseniz, en azından söyleyin ki kendi yoluma gideyim.” “Seni kabul etmek?” diye güldü Komto. “Ha! Haa! Sen, bana ilk olarak gelip talepte bulunan, daha sonra kapımın dışında dizlerinin üstünde bütün gece durarak bana tevazu göstermeye çalışan fakat ayakta durmak için yeterli tevazu sahibi olmayan kişi. Seni istemek? Hayır, seni istemiyorum.” Soto araya girdi, “Öyleyse! “Kendi yoluma gideceğim! Belki yanlış ayağımın üzerinde başladım, belki dayağı hak ettim. Fakat, hepsine rağmen yaptım. En azından sorumu cevaplayabileceğinizi düşünemez misiniz?”

Komto elini burnunun yanına koyarak direkt Soto’nun yüzüne baktı. İlk kez olarak Soto korkuyu öğrenmeye başladı. Yüzünde yarım bir gülümseme ve kaşları çatık bir durumda Komto hemen hemen ıslık gibi bir sesle “Söyle bana genç adam, benim için mesele değil, sorun nedir?” diye sordu. Komto, elini yavaşça bambu sopasına dayayarak basamaklardan aşağıya inmeye başladı. “Buraya gel ki konuşabilelim genç adam.” Hala Soto’ya doğru yürüyordu.. Soto bir an rüyadaymış gibi hissetti; ustanın yaklaştığını hissediyordu fakat bedeninin hareket ettiğini göremiyordu. Komto sağ elini uzatarak çocuğu saçından kavradı. Usta bağırdı; “Şimdi, Talepte Bulunan Kişi”, yüzü güneşe doğru bakacak şekilde onu kavradı, “söyle bana, en önemli soru nedir?” Soto ustanın kavrayışı yüzünden o an boynunun kırılacağını sandı. Ya sorusunun cevaplanacağını ya da öleceğini biliyordu.

“Nedir bu soru, Talepte Bulunan Kişi?” Komto, gözleri hararetli bir şekilde soruyu yavaşça tekrar sordu.

“Saçımı bırakın ki  ayağa kalkabileyim. Size söyleyeceğim”, diye Soto karşılık verdi. Komto kavrayışını bıraktığı an Soto başındaki saçlarının dans etmek için fırladığını sandı. Soto, ustanın ayakları önünde diz üstü çöktü ve yukarı bakmaksızın sorusunu açıklamaya girişti.

“Usta! Daha önce söylediğim gibi adım Soto Mamoto ve Kyushu’dan geldim. Babam altı ay önce iki acımasız Ronin (ustası olmayan Samurai) tarafından öldürülene kadar Kumamoto Kalesinde bir Samurai idi. Bu ayrıca benim sizi bulmak için yolculuğumun başladığı tarih.”

Komto araya girdi, “Babanın adı neydi, genç adam?”
“Shin No Fuji Mamoto,” diye karşılk verdi Soto.”
“Higo Karakolunun Shin No Fuji Mamoto’su mu?”
“Evet,” diye yanıtladı Soto.

Komto buna çok zor inanabilirdi. Shin No Fuji ve o beraber büyümüşlerdi, kale savaşlarında sırt sırta dövüşmüşlerdi, bir çok zaman beraber sarhoş olmuşlardı ve en sonunda aynı kadına aşık olmuşlardı. Fakat iyi arkadaşından uzun yıllardan beri haber alamamıştı.. Komto’nun zihni hızlı bir şekilde oğlana döndü. “Söyle bana, genç adam, Annenin ismi neydi? Ve söyle bana, en çok ihtiyaç duyabileceği böyle bir zamanda oğlunun bu kadar uzaklara gitmesinden endişelenmedi mi?”

“Usta! Onun adı Shimoke-Kuto’ydu, fakat o doğduğum zaman ölmüş ve sadece babamın dayısından biliyorum. Babam hiçbir zaman bulunduğu ortamda annemin isminin geçmesine izin vermezdi.”

Komto aşağıya ulaşarak elini çocuğun çenesinin altına yerleştirdi, yüzünün hikayesini okumak için elini yavaşça kaydırdı. Aslında bu Shimoko’nun çoçuğu diye düşündü Komto. O görmüş olduğu en güzel kadındı ve bu çocukla birlikte o hala yaşıyordu.

Tam o sırada manastır kapısından gelen bir ses Komto’nun anılarını kısa kesti. Ses Soto’yu ürkütüp ayağa zıplatacak kadar yüksekti. Komto uzanarak oğlanı arkasına çekti. Kapıda iki adam duruyordu. Komto ellerini kimonosunun içine yerleştirip yüzünü onlara döndü ve konuştu; “Adım Komto-Okuda. Burada ne arıyorsunuz?”

Adamlardan biri karşılık verdi, “Sana zarar vermek istemiyoruz ihtiyar. Biz orada duran için geldik” diyerek genç oğlanı işaret etti.

“Ondan ne istediğinizi sorabilir miyim?” diye sordu Komto.

“Bu seni ilgilendirmez” diye cevapladı ronin ve Komto’ya doğru ilerledi.

“Fakat görüyorsun beni ilgilendirir, kokuşmuş adam, aradığın çocuk benim öğrencim ve bundan dolayı onun bütün hareketlerinden sorumluyum” diye sert bir karşılık verdi Komto.

Ronin kendini beğenmiş bir tavırla kahkaha attı ve “Öyleyse Tanrılara yakın olan Karanlık Kişi, sen bu ufaklıktan sorumlusun. Sorumluluklarınla karşılaşmaya hazırlanmanı tavsiye ederim.”

Komto sessiz durdu ve bedenini dinlendirdi. Kendi ifadesini hiç değiştirmeden ve ellerini kimononun altından çıkarmadan gözleriyle roninin gözlerini yokladı. Ronin kılıcını çekerken, Konto’nun tüm bedeni Soto’nun gözlerine sadece bulanık göründü. Genç adam için daha inanılmaz olan ise saldırgan roninin cansız bedeni şimdi yerde sonsuzluğa uzanmış bir şekilde uzanıyordu, Komto bir dağ aslanının hızıyla onun boynunu kırmıştı. Hızlıca yüzünü diğer ronine döndüğünde diğerinin canını alırken onun hızlıca ortadan kaybolduğunu gördü. Soto’nun kalbi savaş davulu gibi atıyordu ve tehdidin yanında olduğunu sanır biçimde Komto’nun yanına fırladı. Önce ölü ronine, sonra da ustaya bakarak Soto ağlamaya başladı.

“Usta! Bunlar babamı öldüren samurai'lerdi. Babam ölürken bana sizden bahsetti. Buraya gelmemi ve öğrenciniz olmamı söyledi.”

“Şimdi değil, küçük” diye kesti Komto, “bu konulardan konuşmak için yeterli zamanımız olacak. ilk olarak öncelikli konularla ilgilenmeliyiz.. Bu cansız bedenle ilgilenmeli ve onun rehbersiz ruhu için dua etmeliyiz. Şimdi odama git ve ben bu konularla ilgilenirken biraz dinlenmeye çalış.”

Soto uyanıp ustanın içeri girdiğini duyduğunda akşamın geç saatleriydi. Daha önce böyle bir adam, böyle büyük bir savaşçı bilip bilmediğini düşünerek uzanıyordu. Bunun cevabına ulaştığını hissediyordu.

Soto sabah uyandığında, ustanın çay yaptığını gördü, hızla kalkarak Komto’nun yanına gitti ateşten çaydanlığı aldı ve ustasının çayını doldurmaya başladı. “Usta, eğer sizin öğrenciniz olac